Sevgide güneş gibi ol,
Dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol,
Hataları örtmede gece gibi ol,
Tevazuda toprak gibi ol,
Öfkede ölü gibi ol,
Her ne olursan ol,
Ya olduğun gibi görün,
Ya göründüğün gibi ol.
Bu yıl büyük tasavvuf üstadı Mevlana Celaleddin Rumi’nin 800.doğum yıldönümünü kutluyoruz. UNESCO tarafından 2005 yılında “İnsanlığın Sözlü ve Somut Olmayan Mirası” listesine alınan Mevlevi sema ayinini Türkiye’den çok uzakta, gözlerim dolu dolu bir nefeste izledim.
Mevlana’nın bugün Afganistan toprakları içerisinde yeralan Belh kentinde 30 Eylül 1207’ye rastlayan bir tarihte doğduğu varsayılmaktadır. Mevlana Belh’den göç ettikten sonra 21 yaşında Selçuklu İmparatorluğu döneminde Konya’ya yerleşmiş ve hayatının geri kalanını burada geçirmiştir. Mesnevi, Divan-ı Kebir, Fihi Ma Fih, Mecalis-i Seb’a ve Mesnevi en önemli beş eseridir. Katibi Hüsameddin Çelebi’nin söylediğine göre beyitlerinin bazılarını sema ederken söylemiştir.
Mevlana’nın düşünce ve eserlerinin ana teması ve mesajı Allah’a ve yarattıklarına duyulan aşktır.Amacı insanı kamile ulaşmak ve diğer insanların bu düzeye ulaşmasına yardımcı olmaktır.
Yaşamını “Hamdım, piştim, yandım” sözleri ile özetlemiş, ölüm gününü yeniden doğum günü olarak nitelendirmiş ve ölüm gecesine “Şeb-i Aruz” diyerek dostlarına ölümünün ardından üzülmemelerini vasiyet etmiştir.17 Aralık 1273’de Konya’da vefat etmiştir.
“Madem ki sen bensin, ben de senim, niceye şu senlik benlik” diyen Mevlana’nın insanlar arasındaki sevgi ve barışın sağlanmasını gaye edinen vizyonuna bugün her zamankinden daha çok ihtiyacımız var..
Gel,
Gene gel, gene
Ne olursan ol,
İster kafir ol, ister ateşe tap, ister puta,
İster yüz kere tövbe etmiş ol,
İster yüz kere bozmuş ol tövbeni.
Umutsuzluk kapısı değil bu kapı;
Nasılsan öyle gel.
Dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol,
Hataları örtmede gece gibi ol,
Tevazuda toprak gibi ol,
Öfkede ölü gibi ol,
Her ne olursan ol,
Ya olduğun gibi görün,
Ya göründüğün gibi ol.
Bu yıl büyük tasavvuf üstadı Mevlana Celaleddin Rumi’nin 800.doğum yıldönümünü kutluyoruz. UNESCO tarafından 2005 yılında “İnsanlığın Sözlü ve Somut Olmayan Mirası” listesine alınan Mevlevi sema ayinini Türkiye’den çok uzakta, gözlerim dolu dolu bir nefeste izledim.
Mevlana’nın bugün Afganistan toprakları içerisinde yeralan Belh kentinde 30 Eylül 1207’ye rastlayan bir tarihte doğduğu varsayılmaktadır. Mevlana Belh’den göç ettikten sonra 21 yaşında Selçuklu İmparatorluğu döneminde Konya’ya yerleşmiş ve hayatının geri kalanını burada geçirmiştir. Mesnevi, Divan-ı Kebir, Fihi Ma Fih, Mecalis-i Seb’a ve Mesnevi en önemli beş eseridir. Katibi Hüsameddin Çelebi’nin söylediğine göre beyitlerinin bazılarını sema ederken söylemiştir.
Mevlana’nın düşünce ve eserlerinin ana teması ve mesajı Allah’a ve yarattıklarına duyulan aşktır.Amacı insanı kamile ulaşmak ve diğer insanların bu düzeye ulaşmasına yardımcı olmaktır.
Yaşamını “Hamdım, piştim, yandım” sözleri ile özetlemiş, ölüm gününü yeniden doğum günü olarak nitelendirmiş ve ölüm gecesine “Şeb-i Aruz” diyerek dostlarına ölümünün ardından üzülmemelerini vasiyet etmiştir.17 Aralık 1273’de Konya’da vefat etmiştir.
“Madem ki sen bensin, ben de senim, niceye şu senlik benlik” diyen Mevlana’nın insanlar arasındaki sevgi ve barışın sağlanmasını gaye edinen vizyonuna bugün her zamankinden daha çok ihtiyacımız var..
Gel,
Gene gel, gene
Ne olursan ol,
İster kafir ol, ister ateşe tap, ister puta,
İster yüz kere tövbe etmiş ol,
İster yüz kere bozmuş ol tövbeni.
Umutsuzluk kapısı değil bu kapı;
Nasılsan öyle gel.





