24 Şubat 2009 Salı

Kayıp Şehirde Bir Çocuk Ağlar...

Kayıp şehirde bir çocuk ağlar
masamda ben
bahar yorgunluğu düşer gözlerime
yeni umutlar doğururum kendime
arar da durur bir çocuk kaybetmişcesine
kayıp şehirde bir çocuk ağlar
gözlerinde ben
vurgunların en büyüğünü yaşarım içimde
dipsizleşir düşündüklerim
sarılır koca bir hayat
ben kocarım, şehir kocar
kayıp şehirde çocuk ağlar
dizlerinde ben

hayallere karışır düşünceler
bir yaşarım hayatta, bin ölürüm rüyada
her sabah yorgun uyanır sessizliğim
karanlığa gömülür söylenmiş sözler
peşine düşerim içimdeki çocuğun
kayıp şehirde bir çocuk ağlar
şiirlerimde ben
hasret düşer yüreğime,
geçmiş ve gelecek bir an
zamanı durdurmak ne mümkün
kaldı ellerimde düşkünlüğüm
kayıp şehirde bir çocuk ağlar
avucumda gözyaşları
kendi gözlerime sürerim
çocuk ağlar ben ağlarım
zaman kayıp
şehir kayıp
çocuk kayıp
içimde ağlar bir çocuk
şehirde kaybolurum ben
Erdoğan Ergin


07 Ekim 2008 Salı

mooncake...

Çinlilerin kullandığı ve her ayın bir hayvanı temsil ettiği Ay takviminin (Lunar Calender) sekizinci ayı tavuk ayıdır ve bu ayın 15. gününde ay dolunay olarak gözükür. Her yıl bu dönem Hasat Festivali, Sonbahar (Mid-Autum) Festivali ya da Çin Ay Festivali olarak kutlanır ve bu festival Çinlilerin en önemli üç bayramından biridir. Çin takvimine göre dolunay her ayın birinci günü olduğundan bugünü Çinliler inançlarına göre ay tanrısına dua ederek geçirirler. Efsaneye göre, bugün aynı zamanda dünya tanrısı T'u-ti Kung’un da doğum günüdür. Festival, tüm yıl boyunca harcanan emek ve çabanın yakın zamanda semere verecek olmasını da simgeler. Bu düşünceyle, verdikleri nimetler için Ay Tanrısı tarafından temsil edilen göklere ve dünya tanrısının simgelediği yere (dünyaya) şükranlarını sunar ve sağlık, aile birliği, iyi kader ve onları korumaları için dua ederler. 11.yüzyıl Kuzey Song Hanedanlığı’ndan (M.S. 960-1279) beri kutlandığı kabul edilen bu festivalde ay çöreği (mooncake) adı verilen keki pişirip yemek ise senelerdir süregelen bir seremonidir.

Festivalin tam olarak ne zaman kutlanmaya başlandığı bilinmiyor, ancak iki geleneğe dayandığı tahmin ediliyor. İlki, çiftçilerin ilkbaharda tohumu toprağa serptikten ve sonbaharda hasattan sonra tanrıya dua etmesi sonucu başladığı; ikincisi ise astronomide güneş ve dünyanın duruşuna göre bu günde güneş ışınlarının ekvatoru dik ve eşit olarak kesmesi ve bu durumda ayın en parlak haliyle gözlenebilmesi sonucu ay tanrısına dua etmek için en uygun gün olarak kabul ediliyor olması.

Değişmeyen bir gerçek var o da ay çöreklerinin bu festivalde başrol oynadığıdır. İç kısmında ördek yumurtası sarısı, bu yumurta sarısını çevreleyen lotus püresi ve en dış kısımda yer fıstığı yağı ve pirinç unundan yapılmış hamurla kaplanan ve kalıpta şekil verilerek pişirilen kekler festival dönemi boyunca tüm market, restoran ve kafelerde satışa çıkar.

Her ne kadar bu nefis keklerin tarifini araştırsam da, herkes evde yapmanın zorluğunu uzuun uzun anlatıp gözümü korkuttukları için ben de hazıra kondum... zira artık Çinliler bile evde yapmıyorlarmış...

01 Ekim 2008 Çarşamba

REVANİ

Sert durum buğdayının öğütülüp elenmesiyle elde edilen , bulgur ve kuskusun en küçük kardeşi olan irmiği hemen her ülkenin mutfağında bulmanız mümkün.Ev yapımı İtalyan makarnalarının olmazsa olmaz malzemeleri arasında yer alıyor, gnocci yapımında başrol oynuyor, Hindistan ve Pakistan’da krep (ravadosa), Arap ülkelerinde değişik helvaların yapımında, Güney ve Kuzey Amerika’da ise kahvaltılık cereal olarak tüketiliyor.

Birde benim favori tatlılarımdan olan yaz sıcaklarında hemencecik yapılan irmik, süt ve şekerin pişirilmesi ile elde edilen irmikli puding var ki Avrupa’da sade olarak, Pakistan’da karanfil ve kakule ile, İran ve Orta Doğu ülkelerinde ise gülsuyu eklenerek pişiriliyor.





Revani yapımında kullanılan irmik çok ince olursa eriyip, hamurun kabarmasını ve pişmesini engelliyor. Bu durumda revaniyi muffin kalıplarında yada kağıt pasta kalıplarında pişirmek hem tatlının iç kısmının hamur kalmasını engelliyor hemde şekil olarak birer lokmalık minik revanileriniz oluyor.


Malzemeler:

Hamuru için:

  • 3 adet oda sıcaklığında yumurta
  • 1 su bardağı toz şeker
  • 1 su bardağı yoğurt yada süt (ben süt ile olandan daha güzel sonuçlar alıyorum)
  • 1 su bardağı irmik
  • 1 paket vanilya
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 su bardağı un
  • Dilerseniz 1 tatlı kaşığı limon kabuğu rendesi

Şerbeti için:

  • 3 su bardağı şeker
  • 4 su bardağı su
  • 2-3 adet limon tuzu

Hazırlanması:

  1. Şerbeti kaynatıp, soğumaya bırakın.
  2. Yumurta ve şekeri mikser ile çırpıp, süt ve limon kabuklarını ekleyin.
  3. Başka bir kapta toz malzemeleri karıştırın, homojen bir karışım elde edin.
  4. İki karışımı birleştirip, iyice birbirine yedirin.
  5. Hamurdan tepeleme birer tatlı kaşığı alarak kağıt kalıplara paylaştırın.
  6. 180 derecede üzeri kızarana kadar pişirin.
  7. Fırından çıkan kek ılıyınca soğumuş şerbeti dökün, kağıt kalıpları çıkarın ve servis tabağına yerleştirin.
  8. Krema ile servis edin.

12 Eylül 2008 Cuma

MYANMAR-3 BAGAN


Bagan, Güneydoğu Asya’nın en büyük arkeolojik ören yeri. Myanmar’da beni en çok etkileyen şehir belki de... şehrin her yeri tarihi tapınaklar ve pagodalarla kaplanmış durumda. 5000’den fazla pagoda olduğu söyleniyor, bu rakama bugüne kadar depremlerden yıkılanlar dahil değil. 2002 yılında UNESCO tarihi eserleri koruma kapsamında pagodaları saymak ve koruma altına almak üzere ülkeye gelmiş. 2229 adet büyük pagoda tespit etmiş , yorulmuş yada sıkılmış olacaklar ki işi yarım bırakıp gitmişler. Pagodaların üzerine yağlıboyalarla yazdıkları numaralar ise onlardan kalan tatsız bir hatıra olarak sırıtıyor duvarların üzerinde.

Oteller pagodaların bulunduğu alana kurulmuş ama çevreye zarar vermemiş. Otel odanızdan yada restoranlardan pagodaları seyre dalabilirsiniz. Biraz pahalı olmakla beraber balon turu alarak şehri havadan gezmek en güzeli, bizim gittiğimiz zaman turizm sezonu olmadığı için balon bulamadık.


Mutlaka görülmesi gereken 5 pagoda var: Shiwezigonzebi, Manuha, Thatbyinnyu, Ananda ve Gyijhamayani. Günbatımı ve gündoğumu vakitlerinde Ananda pagodasının tepesine çıkmaya izin veriyorlar, diğerlerinin ise sadece girişteki küçük odalarını gezebilmek mümkün.


Şehir merkezinde lake eşyalar ve gümüş atolyeleri bulunuyor. Şehirden yaklaşık iki saat mesafede ise bir tepenin doruk noktasına kurulmuş 777 basamaklı Mount Popa tapınağı var. Tapınağın görüntüsünden başka fazla bir esprisi olduğu söylenemez, ancak tapınağın bulunduğu dağlık bölgeye giderken yol üzerinde bulunan köyler ve köylüler görmeye değer. Tapınağa yaklaşınca tapınağın uzaktan resmini çekip geri dönmek, 777 basamak tırmanıp hayal kırıklığı yaşamaktan daha iyi..

Genel anlamda bir sükunet hakim Bagan’da. İnsanları çok sessiz, pagodaların yarattığı mistisizm Bagan’ın temiz havası ile birleşince elinde fotoğraf makinası ile çevrede yürümek inanılmaz keyif verici.

NOT: Fotoğraflar ve gezi notları 2006 yılına ait. Kasırga ve depremlerden sonra bazı tapınak ve köylerin hasar gördüğünü okudum. Son çıkan rahip isyanından sonra ise yabancıların ülkeye giriş ve çıkışlarında kontrollerin daha da sıkılaştırıldığı söyleniyor.

27 Ağustos 2008 Çarşamba

KARİDESLİ BAKLA SALATASI

Türkiye’de baharın müjdecisi olan baklayı artık tezgahlarda konserve yada dondurulmuş olarak bulmak mümkün. Latince adı 'Vicia faba' olan bakla, antik çağlardan yani eski Yunan, Mısır, Roma ve İbraniler zamanından beri çok sevilen bir sebze. Kısa ömürlü olduğu için bitkiler dünyasının en nazlı sebzesi olarak tanınıyor. Baklagillere adını veren bu sebze, zengin bitkisel protein ve karbonhidrat içeriyor. Ayrıca demir ve kalsiyum mineralleri açısından çok zengin olan baklada A, C, B ve B2 vitaminleri de bulunuyor.

Babamın yemediği sebzeler sıralamasında bir numarada bulunan, dolayısıyla annemin mutfakta fazlaca kullanmadığı baklayla yakın ilişkim baklasever eşimin ısrarlarıyla başladı. O tarihten beri baklanın zeytinyağlı yemeğinden salatasına, çorbasından mezesine, favasına kadar her tarifi denendi ve bayıla bayıla yendi...



KARİDESLİ BAKLA SALATASI

Malzemeler:

  • 250 gr haşlanmış iç bakla (ben konserve kullandım)
  • 200 gr karides
  • 7-8 adet mantar
  • 2 dal yeşil soğan
  • 3 diş sarımsak
  • Zeytinyağı
  • Yarım limonun suyu
  • Tuz
  • Karabiber

Hazırlanması:

  1. Baklayı haşlayın varsa kabuklarını soyun.
  2. Mantarları kağıt havlu ile temizleyip doğrayın, karidesleri temizleyip yıkayın, sarımsakları soyup ince ince doğrayın.
  3. Teflon tavaya 2 yemek kaşığı zeytinyağı, karides ve sarımsakları atıp 2-3 dakika çevirin. Tavaya mantarları ilave edip mantarlar suyunu salıp çekene kadar ocakta tutun. Karabiber ve tuzunu ilave edip ocaktan alın. Soğumaya bırakın.
  4. Yeşil soğanı ince ince doğrayın.
  5. Tüm malzemeleri karıştırıp üzerine zeytinyağı ve limon suyu gezdirin.

20 Ağustos 2008 Çarşamba

biz tam 3 kişiyiz.......


Son yazıyı yayınladığımdan beri ne kadar çok zaman geçmiş inanmak mümkün değil.. Türkiye’ye dönecek olmanın verdiği telaşe ve heyecan, dönmeden başka ülkeleride ziyaret edelim diye yollara düşen biz iki seyyah, 9 ay süren mutlu bekleyiş ve son demlerinde Malezya’nın tadını çıkaralım derken dayanamayıp aramıza iki hafta erken katılmaya karar veren ailenin üçüncü bireyi....

Yeni yazılar yok değil aslında; var, hemde çok.... yeni tarifler, yeni tadlar, yeni yerler, yeni kitaplar, sesler, yeni yüzler,insanlar.. Bense bugünlerde bilgisayarın başına geçmek yerine, demlikde çayım, geçen 4 senenin muhasebesini yapmakla meşgulum ( tabiki minik canavardan fırsat buldukca..). Tek sebep bu değil tabiki, ne yalan söyleyim şu renkli ekran karşısında oturmaktansa minik canavarla yatıp sohbet etmek, oyun oynamak daha çok hoşuma gider oldu bu sıralar. Ne yazılacak yazılarla, ne yapılması gereken tonlarca iş ile , ne alınması ve satılması gerekenlerle, nede karton kutu imparatorluğuna dönüşmüş evle uğraşmak geliyor içimden..

Yine de yazmak lazım, paylaşmak lazım değil mi?...

26 Mayıs 2008 Pazartesi

MYANMAR-2 YANGON



Yangon Myanmar’ın eski başkenti. Merkezde bulunan iki büyük otel dışında şehre üç günde bir elektrik veriliyor. Havaalanından çıktıktan hemen sonra otelimize yerleşip rehberimizle buluştuk. Gezimize Yangon’un en büyük pagodası Shwedagon ile başladık. Myanmar’da hiçbir pagodaya ve tapınağa ayakkabı ile girilmiyor. Shwedagon pagodasının bilinen 1000 senelik bir geçmişi var. İç kısmında küçük odalar halinde bir sürü ibadethane bulunuyor. Bazı budaların bulunduğu odalara bayanların girmesi yasak. Kubbesi altın, elmas ve değerli taşlarla kaplanmış. Kubbenin en tepesinde 76 karatlık bir pırlanta bulunuyor. Pagodaya giden yolun iki kenarında hediyelik eşya satan küçük dükkanlar var. Akşam güneş batarken manzara çok güzel, hem mistik bir havası oluyor etrafın hemde fotoğraf çekmek için en uygun zaman bence. Akşam yemeğimizi Tayland ve Myanmar yemekleri yapan bir restoranda yedik. Pirinç ve balık ağırıklı beslenmelerine rağmen et yemeklerinide büyük ustalıkla pişiriyorlar. Tavuk yemeklerine cesaret edemedik- malum kuş gribi meselesi..



Ertesi gün turumuza ünlü Scott Market, yerli adıyla Bogyoke Aungson Sanatkarlar Çarşısı ile başladık. Hasır örme ev eşyaları, luckerware adı verilen lakeli süs eşyaları, değerli ve yarı değerli taşlar,yağlıboya tablolar kısacası ne ararsanız bulabileceğiniz bir pazar yeri. Biz rehberimizin tavsiyesine uyarak lakeli malzemeleri Bagan’a, taşları Mandalay’a bırakarak hasır örmeden sepet, servis takımı ve biraz yarı değerli taş alıp yolumuza devam ettik. İkinci durağımız Sule Pagoda; şehrin orta yerinde haşmetli bir görüntüsü olan pagoda şehrin ikinci önemli pagodası durumunda. Buradan Kandawgyi Gölü ve Kraliyet teknesini gezerek günü noktaladık. Akşam yemeğinden sonra toparlandık ve sabah erkenden Bagan’a uçtuk.



Kalabalık, gürültülü ve kasvetli bir havası var Yangon şehrinin. Şimdi geriye dönüp tekrar baktığımda belki askeri yönetim merkezinin orada bulunmasından dolayı mı acaba? diye düşünüyorum. Ülkenin diğer şehirlerinde bulunan güleryüzlü ve sempatik yerli halk Yangon’da çok yok galiba..